Yeraltında yer alan ölüler ülkesinin, mitolojideki tanrısı olan Hades, gökyüzü tanrısı Zeus ve denizler tanrısı Poseidon’un kardeşidir.

Yeraltında yer alan ölüler ülkesinin, mitolojideki tanrısı olan Hades, gökyüzü tanrısı Zeus ve denizler tanrısı Poseidon’un kardeşidir. “Görünmez” anlamına gelen Hades ismi hem tanrının kendisi, hem de hakimi olduğu ölüler ülkesinin ismi olarak kullanılır. Kullandığı başlık sayesinde görünmez olabildiğine inanılırdı ve Pluton (zengin) sıfatıyla, yeraltının varlıklarına da sahip olduğu düşünülürdü.

Hades, Kronos ile Rheia’nın oğlu olarak doğar ve antik yazar Hesiodos, Theogonia isimli eserinde, doğuşunu şöyle aktarır:
Rheia Kronos’un yatağına girince
Şanlı evlatlar doğurdu ona:
Hestia, Demeter, altın sandallı Hera
Ve güçlü Hades, yerin altında oturan,
Yüreği acımak nedir bilmeyen tanrı.
Üçüncü kuşak tanrıları yani Olymposlular, Kronos’u tahtından indirip, hakimiyeti kazanınca, dünyanın yetkilerini paylaşırlar ve Hades’e yeraltı verilir. Homeros’un İlyada isimli esserinde, Poseidon şöyle aktarır: “Dünya üçe bölündü, üçümüzde aldık payımızı, kura çekildi, köpüklü deniz düştü bana… Sisli karanlıklar ülkesi düştü Hades’in payına…”
Hades ve Demeter’in kızı olan karısı Persephone acımasız, insafsız, hiçbir sunu ya da kurbanla yürekleri yumuşamayan korku verici tanrılar kabul edilirlerdi. Kendilerinden de ülkelerinden de tanrılar ve insanlar nefret ederlerdi. Belki de insanlar ölümden korktukları içindir ve oraya girenlerin bir daha dışarı çıkma şansının olmamasındandır. Hesiodos, “tanrılar sevmez o küflü puslu yerleri” derken, Homeros’ta “tanrıların bile tiksindiği çirkef dolu ülke” olarak tanımlar Hades’i. Tanrı Hades, gün ışığının sızmadığı ülkesinden ayrılmaz, Olymposluların kuşağından olmasına rağmen, onların arasına karışmazdı. Bir istisna dışında Olympos’a hiç çıkmamış ve diğer tanrıların şölenlerine katılmamış olarak kayıtlara geçmiştir.

Yeraltı ülkesinde yalnızlığa terk edilen Hades, bir gün Demeter’in kızı Persophone’yi, ülkesinden çıkarak kaçırır ve karısı olur Persophone. Hades’in yeraltı ülkesinin derinliklerinde, tunçtan duvarları olan hapishanesi Tartaros’un yanı sıra yeraltı karanlığının sembolü Erobos da orada yer alırmış. Yeryüzündeki yanardağlar ve mağaralar ülkesine açılan kapılar olarak tanımlanırmış. Zeus’un oğlu Hermes, ölenleri bu kapılardan aşağı indirerek Hades’e götürürmüş. Bir keresinde, Hades’e inen, kahraman Odysseus, orada Persophone’nin ormanlarını, ölülerin gölgeler halinde dolaştıkları Asphodelos çayırlarını görmüş ve Styks nehrinin ölüler diyarını kuşattığı fark etmiş. Styks nehrinin yanı sıra, Kokytos (gözyaşları nehri), Akheron (acı nehri), Pryphlegethon (ateş nehri) ve Lehte (unutma nehri) bulunuyormuş.

Yeraltına gelen ölüler Tartaros’un kapısına geldiklerinde onları karşıya Kharon isimli kayıkçı geçirirmiş ve kayığına alarak Styks’nin karşı tarafına geçirirmiş. Kharon, kayına alıp karşıya geçirmek için para istediği için, ölenlerin cenaze törenlerinde iki gözüne de sikkeler koyuluyormuş. Hayattayken insanlara kötülük edenleri ve tanrıların gazabına uğrayanları, Hades acımasızca cezalandırırmış. Yeraltının bekçisi ve Hades’in üç başlı köpeği Kerberos, kaçmak isteyenleri yakalayarak cehennemin derinliklerine atarmış. Bununla beraber hayatında iyilik edenler ise öldüklerinde “Elysion Bahçeleri”ne gönderilirmiş.

Devrim Demir
02.05.2021