Şişirilmiş birden fazla hayvan postunun üzerine yapılan bir platformla kullanılan sallara “Kelek” ismi verilmektedir.
Basra Körfezi ile kollarıyla beraber Fırat ve Dizle nehirlerini bünyesinde barındıran Mezopotamya coğrafyasında en eski dönemlerden beri insanlar gerek ulaşım gerekse taşımacılık gibi konular doğrultusunda, kendilerine su araçları yaptıkları bilinmektedir. İçine hava doldurularak şişirilen hayvan derisinden ilkel taşıtlar, varlıklarını M.Ö.9. yüzyıldaki Asur tasvirlerine kadar sürdürmüşlerdir. Saldan tekneye geçişte en erken adım tek kişiyi taşıyan bir ağaç gövdesinden veya saz demetinden olan taşıtlardır. Kendine özgü coğrafi şekilleri olan veya teknelerin yüzmeye elverişli olması için özel bazı gereklilikler isteyen bölgelerde daha ileri düzey bir tekne olan şamandıralı sallar kullanılmaya başlanmıştır.Şişirilmiş birden fazla hayvan postunun üzerine yapılan bir platformla kullanılan sallara “Kelek” ismi verilmektedir. Kelekler kayalık nehirlerde akıntının da gücüyle hasarlar alabilirlerdi fakat ahşap iskelette oluşan bu hasarlar kolay onarılabilirdi. Bu tip botları M.Ö.8.yüzyıla ait Asur kabartmalarında görmekteyiz. Yaklaşık elli yıl öncesine kadar bu botlar Fırat ve Dicle’de birçok postla taşınan 15 m2’lik platformlar olarak görülmekteydi.
“Quffa” (coracle), bir sepet şeklinde iskeletin yer sakızı veya deri ile kaplanmasından oluşturulan bir bot tipidir. Raket biçimli küreklerle yüzdürülen quffalar Sasani dönemine kadar kullanılmıştır. Bu botlar taşınabilir olmaları için küçük ve hafif olarak yapılabildikleri gibi 4-5 ton yük taşıma kapasiteli olanları da bulunmaktaydı. Asur kabartmaları ortalama bir quffa’nın 4 kürekçi ile yüzdürüldüğünü ve bir at arabası ya da ağır yük taşımada yeterli olduğunu göstermektedir.
Asurca’da “Elip-Urpati” ismiyle anılan sazdan yapılmış botlar da kullanılmaktaydı. Bu tip bottan türeyen mavna, Asur’da “maqurru” olarak anılan ve tanrıların su üzerindeki dinsel tören alayları için kullanılan bu tekneler sazların bir araya getirilip bağlanmasıyla oluşturuluyordu.
Ağacın nadir ve değerli bir hammadde olmasına rağmen, ithal ahşap kullanılarak yapılan teknelerde yayındı. Kabuğu soyularak yapılan kanolar ilk olarak kullanılanlardan olmalıydı görüşleri de vardır. Mezopotamya’da erken dönem teknelerine bakıldığında kesin bir kronoloji yapmak mümkün değildir ve kullanımları çağlar boyunca beraberce sürmüştür. Mezopotamya botlarının ortak özelliği genel olarak ahşap bir iskeletin üzerinin yer sakızı, post, deri ve kil gibi maddelerle kaplanmış olmasıydı. Ayrıca deniz (Basra Körfezi) şartlarına uygun büyüklük ve nitelikte tekneler/sallar yaptıkları bilinmektedir.
Mezopotamya’daki verimli arazi, yumuşak topraklar ile Fırat ve Dizle nehirlerinin ana arterleri, ayrılan kolları ve kanallarıyla beraber bütünlüğü, bölgede yaşayan nüfusun nehir mecralarını kullanmalarında ve Basra Körfezi sayesinde ticaret yapmaları sayesinde irtibat halinde olmalarına olanak sağlamıştır. Küçük gemiler, tekneler, sallar ve botlar kullanmaktaydılar. Ur’daki kraliyet mezarlığında kürekleriyle beraber bir teknenin küçük bir örneği buluntular arasındadır.
Bu vasıtaların, genel taşımacılık ve özellikle askeri taşımacılığın yanı sıra, tarımsal ve hayvansal ürünlerin nakliyesinde kullanıldığı, hatta uzak mesafelerle ticari ilişkilerde bulundukları bilinmektedir. Erken dönemlerden itibaren kullanılan bu araçlar Tunç Çağı’na gelindiğinde büyük boy tekneler ve çeşitli boyutlarda gemiler olarak kullanılmaktaydı.
Bot ya da kayıklar muhtemelen Mezopotamya’nın prehistorik dönemlerinden beri kullanılıyordu. Kilden yapılmış bot modelleri ilk kez Ubeyd döneminde görülmeye başlar ve en erken kanıt, Eridu’da bir Ubeyd mezarında bulunmuş M.Ö.4000 yıllarına tarihlenen pişmiş kilden tekne modelidir. Uruk veya Cemdet Nasr Döneminden muhtemel bir silindir mühür üzerindeki av sahnesinde de bot benzeri bir taşıtın üzerinde, adamlardan birinin elinde mızrakla avlandığı ve bir diğerinin de kürekle botu çektiği görülür.
Bot örneklerine ilişkin daha sonraki dönemlere ait arkeolojik malzemeler arasında, Eski Babil Döneminin sonlarına tarihlendiği düşünülen, av sahnesinin tasvir edildiği bir silindir mühür ve terra-cotta (pişmiş toprak) levhalar vardır. Bu levhalar tapınakta bulunmuştur ve ritüele işaret ettiği düşünülmektedir. Kelekler, genellikle dağlık su yollarında, kısa mesafeler ya da karşıdan karşıya geçmek için kullanılmıştır. Asur Döneminde de sıklıkla kullanılan kelekler, Şamsi-Adad zamanında, bir askerin olması gereken malzemeleri arasında yer alıyordu.
Mezopotamya’da su ulaşımı, sal, bot, kelek, quffa ve at başı formlu bir bot/kayık tipi (hippoi) ile devam etmiştir. Ancak bu tür nehir ulaşım araçları, bir süre sonra uzak bölgelere ya da deniz aşırı ülkelere ticari ürün sevkiyatında, hacim ve güvenlik açısından yetersiz kalmış olmalıdır ve yerini büyük suların aracı olan gemilere bıraktığı söylenebilir. Çok büyük miktardaki ürünlerin, gemilerle taşındığını gösteren özellikle Eski Babil Dönemine ait sayısız belge bulunmaktadır.