Uzun süredir, bu başlıkla KÖŞE yazımıza tam 5 ay ara vermişiz,  bu gün 36.’sını yayınlıyoruz…

Buraya fotoğraf koyamıyoruz, gazetemize zor geliyor, herhalde !?..

Trakya Üniversitesi, Çanakkale Eğitim Yüksekokulu’nda dersine girdiğim, öğrencimiz emekli öğretmen Mustafa Kıyak ile KKTC Sağlık Bakanlığı’nın sanatçı merhum Volkan Konak ile ilgili güncel açıklamasını da aşağıya alıyorum…

 Mustafa Kıyak’tan !

Sevgili Kıyak’ın anıları, bugün kü gençlere örnek İBRET olur mu ? dersiniz…

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...

20 yaşında bilmediğimiz diyarlara okumaya gitmişiz. Kayseri nire Çanakkale nire...

Arada var 1100 kilometre. Çanakkale'ye gitmiş ve eylülün ilk haftasında okula kaydımızı yaptırmışız. Reyhan Coşkuntuna ablamız kaydımızı yapan kişi. Öğrenci kimliklerimizde imzası olan Nizamettin Akansel okul müdürümüz. Yüksekokula dönüşünce Hasan Çebi imzalamış okul müdürü olarak. Çanakkale Eğitim Enstitüsü 1/C sınıfındayız ve arkadaşlarla okulun bahçesinde ispanyol paça pantolonlarla o güne kayıt düşmüşüz ve Eylül 1981 de bu fotoğrafı çektirmişiz. Okula kayıt yaptırırken Çanakkale Eğitim Enstitüsü olarak kayıt yaptırdık , ikinci seneyi Trakya Üniversitesi Çanakkale Eğitim Yüksekokulu adıyla okuduk.

İstanbul'da şantiyesinde çalıştığım mekanı cennet olsun merhum Temel YILMAZ'dan 30 bin lira alarak Sarıoğlan - Çiftlik'ten bir yün yatak yorgan ve yastığımızı,bir iki parça kap kacak alarak üst baş ne varsa onu da yatağın içine sararak Çanakkale'ye öğretmen olmaya gitmişiz. Hemşerimiz Allah gani gani rahmet eylesin Osman ÇELEBİ ağabeyimizin de ortağı olduğu Anadolu İnşaat'ın şantiyesinin bir odasına eşyamızı indirdik . İlk seneyi bu şantiye odasında geçirdik. Sözüm ona üniversite öğrencisiydik. Pansiyona parayı nerden bulup da verecektik. Zaten zar zor ekmek alıyor karnımızI makarna , yumurta peynir ekmekle doyuruyorduk. Üstelik hafta sonları Anadolu İnşaat'ın şantiyesinde çalışmazsak o hafta aç kalıyorduk. Cumartesi pazar günleri amelelik yapıyor aldığımız parayla bir hafta geçinebiliyorduk.

Çanakkale'nin lodosu kuvvetli eser , burun kulak keser adeta. Bir de ayağımızda ucu delik iskarpin... Yağmuru eksik olmayan Çanakkale günlerinde ayağım hep ıslak okula giderim. Bir gün cebimde ekmek parası yok , Osman ağabeyler, o yıllarda Çanakkale Terminal binasını yapıyorlar ve ben şantiyede kaldığım odadan onun gelmesini gözlüyorum. Osman abi inşaata gelince yanına gittim. Biraz hoş beşten sonra ayakkabılarıma baktı senin başka ayakkabın yok mu diye sordu. Ben mahçup, cevap veremedim. Gel benimle dedi beni aldı bir ayakkabıcıya götürdü ve o zamanlar Epa marka lastik tabanlı ayakkabılar meşhurdu. Bana bir ayakkabı aldı ve tekrar inşaata döndük. Osman abi ekmek param yok diyemedim. Osman abi inşaattan ayrılınca eski ayakkabılarımı giydim ve yeni ayakkabıları aldığımız yere götürüp sattım. O parayla bir haftalık erzak aldım. (BU ÇOK ÖNEMLİ !?)

1982 yılının yaz tatilinde Çiftlik'e gitmedim ve Çanakkale Belediye binasının sıvasını yapan Bayburtlu sıvacıların yanında üç ay amele olarak çalıştım.

O üç ayda kazanabildiğim para ile de bir yıllık okul ihtiyaçlarımı ve gıda ihtiyacımı karşıladım. Çanakkale'nin temmuz ağustos sıcağında arkadaşlarım denize plaja giderken ben betoniyerin başında kürek sallıyor kum atıyor, çimento boşaltıyor sıva için harç yapıyor harç taşıyordum. Kış günlerinde inşaattaki odun parçalarını toplayarak küçük bir sac sobasını yakarak ısınmaya çalışıyordum. Anadolu İnşaatın yaptığı apartmanların birinde kapıcı dairesi olarak yapılan bir oda bir banyo-tuvalet olarak yapılan odada marangoz Abdullah Bahar ile beraber kalarak ikinci seneyi geçirdim. Yine hafta sonları Anadolu inşaatın şantiyelerinde inşaatlarında çalışıyor , okul ihtiyaçlarını ancak böyle karşılıyordum.

Bir fotoğrafla benim hafızamda canlananlardan bir kaç sahne bunlar.

Sıkıntılı öğrencilik yılları , hayatı yaşayarak tanıdığımız yokluk yılları …

Sevda ile tanıştığımız , başımızda sevda yellerinin estiği ve ilk ŞİİRLERİ yazmaya başladığımız yıllar:

“Seni ben ondokuz yaşında gördüm,

Gönlümün en çetin kışında gördüm” mısralarının kâğıda düştüğü yıllar.

Hem öğrencilik yapıp hem de okulun kantininde (Ramazan Acar’ın işlettiği) çayçı olarak çalıştığım yıllar... Staj döneminde Okullar Pazarı adındaki kırtasiye ile anlaşıp , fotokopi ile staj dosyası çoğalttığım ve staj gören arkadaşlara düşük bir kazançla sattığım yıllar. Okulun teksir makinasında soru bastığım , ders notu bastığım yıllar.

Hayrettin Parlakyıldız hocamızın gözetiminde hazırladığımız okul gecesinde HAL-İ PÜR MELÂLİMİZ adıyla kendi yazdığım monoloğu okuduğum ve oynadığım, rektör Ahmet Karadeniz'in hışmına uğradığım yıllar.

“ yemedi yedirdi , giymedi giydirdi

Başına ne geldiyse senin yüzünden geldi

Tarlasını sattı fukara kordon boyunda gezesin diye ,

Anan örgü örüyor kızım filtreli sigara içsin diye”

sahneden haykırdığımızda alkış tufanından okulun spor salonunun yıkıldığı yıllar...

Hüsamettin Öztürk hocamızın derslerinde tarihi âdeta yaşadığımız yıllar. Mustafa Ersöz'ün müdür yardımcısı olduğu, her cuma son ders çıkışında İstiklâl Marşını söylediğimiz , marşımızı söylemek istemeyip törenden kaçmak isteyenlerin önüne çıktığımız yıllar. Hocalarımızın kimisine Katerina , kimisine Yorgun Savaşçı dediğimiz yıllar , kimisinden geçer not alamayıp dönem kaybettiğimiz yıllar.

Nota nedir bilmeyen bir köylü çocuğundan piyanoda çalınanın hangi notalar olduğunun yazılmasının istendiği yıllar. Okulun personeli olup okulun üniformasını giydiğim yıllar... Sonradan dost olduğumuz ancak o yıllarda siyasi görüş ayrılıkları sebebiyle insanlardan uzak durduğumuz yıllar... Okulda KOT pantolon giyemediğimiz yıllar... Kız arkadaşlarımızı evlerine kadar bıraktığımız âdeta onlara badigardlık yaptığımız , BACI diyerek, onların her müşkülüyle derdiyle ilgilendiğimiz yıllar. .

Nice dostlukların kurulduğu , nice dost kazandığımız yıllar ...Ömrümüzden nice ayların haftaların silindiği yıllar.

Bir akşam vaktinde yağmur altında 40 ton kömürü kürekle kamyondan ON BEŞ liraya boşalttığım yıllar.

Gönlümüze sevda ateşini düşürenle bile konuşamadığımız mahcubiyetten yüzümüzün kızardığı yıllar.

Bırakın el ele tutuşmayı kordonda onunla yürümeyi bile büyük marifet , büyük başarı saydığımız yıllar... Sevmeyi bile beceremediğimiz yıllar...

Sevgiyi hissedip anlatamadığımız yıllar... Kırsal köy çocuklarının seksen bin nüfuslu Çanakkale'de şehirleşmeye, sosyalleşmeye çalıştığı yıllar. Güner KALKANOĞLU hocamızın sosyalleşin ! sözünün beynimizin taa içinde yankılandığı yıllar...

İnsanların adam gibi adam olduğu , adamlığın kitabının yazıldığı yıllar...

Dostlukların sağlam temeller üzerine bina edildiği , demirden çimentodan çalınmadığı yıllar. Deprem bölgesi olan Çanakkale'de sarsıntıların dostlukları yıkamadığı yıllar...

“Anılar... anılar ... anılar

Şimdi gözümde canlandılar

Beni benden aldılar...

Beni bana bırakmadılar…”  (M. Kıyak) 

KKTC Sağlık Bakanlığı, Volkan Konak’ın hayatını kaybettiği konserden yeni görüntüler paylaştı

04 Nisan 2025 10:32

T24 Video

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sağlık Bakanlığı, İskele kentinde sahnede fenalaşarak ölen sanatçı Volkan Konak'a sağlık ekiplerinin zamanında müdahale ettiğini ve yapılan tüm tıbbi işlemlerin tedavi protokollerine uygun gerçekleştirildiğini bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, bayram dolayısıyla KKTC'ye gelen ve sahnede fenalaşarak hayatını kaybeden müzisyen Volkan Konak'ın vefatıyla ilgili kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapılması gereği duyulduğu belirtildi.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada “Olayın gerçekleştiği 30 Mart 2025 Pazar günü saat 23.27'de kamera kayıtlarında da görüldüğü üzere sanatçı Volkan Konak sahnede fenalaşmış ve yere düşmüştür. Saat 23.29'da ise 112 Komuta Kontrol Merkezi'ne çağrı yapılmış, çağrının hemen ardından Yeni İskele'den hareket eden ambulans ve dahiliye uzmanı eşliğinde sağlık ekibimiz, saat 23.37'de, yani tam 8 dakika içinde olay yerine ulaşmıştır.

Uluslararası acil tıbbi müdahale standartlarına göre değerlendirildiğinde, ambulansın ulaşım süresi ideal bir süredir. Ekiplerimiz, zamanında müdahale ederek gerekli tüm tıbbi işlemleri tedavi protokollerine uygun olarak gerçekleştirmiştir" denildi.kktcvolkan konaksağlık bakanlığı

Sosyal MEDYA hayatımıza gireli herkes birşeyler buluyor, yazıyor-kurguluyor, uyduruyor, bilgi kirliliği de olsa paylaşıyor… Bize yansıyanlarını da bizler, sizlerle paylaşıp sizlere buradan MERHABA diyoruz.

Girne’den SEVGİLER…  05.04.2025 / Dr.Hayrettin Parlakyıldız  Akademisyen-Araştırmacı-KÖŞE yazarı