''’BİR KADIN EVDE DAYAK YİYORSA BUNU ÇOK RAHAT ANLATAMIYOR”
Kitabında Toplumsal sorunlar ve Aile içi şiddeti ele aldığı Yazar Demet Cengiz, ‘’Adımı Deniz Koydular’ kitabının tanıtımı Çanakkale’de gerçekleştirdi ve okuyucularıyla imza gününde buluştu. İlk roman deneyimini aktaran ve yazılarında aile içi şiddeti vurguladığını aktaran Yazar Cengiz “Bu romanda bir de sesini Çıkarmayanların sesi olmak istedim. Çünkü bunlar insanların çok rahat konuşabileceği konular değil. Bir kadın evde dayak yiyorsa bunu çok rahat anlatamıyor” dedi.
1999 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesin mezunu olduktan sonra, Hürriyet, Yeni Günaydın, Sözcü, BusinessWeek, Global gibi pek çok gazetede ve dergide mesleğini icra ederek düşüncelerini yazılara aktaran Yazar Demet Cengiz, ‘Adımı Deniz Koydular’ kitabı ile okurların karşısına çıktı. Manfred Osman Korfman Kütüphanesinde düzenlenen söyleşide toplumsal yıkımların sadece Türkiye’de değil, Dünya’nın her tarafında olduğunu ve bunun çok büyük sorun olduğunu dile getiren Yazar Cengiz, okuyucularının toplumsal sorunlara farklı bakış açısı geliştirmeyi sağlayacak bilgiler aktaracak.

‘’EKONOMİ VE SİYASİ GELİŞMELERİ HAFIZA ETKİSİ İLE AKTARMAYA GAYRET EDEN BİR ROMAN’’
Kitabın içeriği hakkında bilgiler veren Yazar Cengiz, “Adımı Deniz Koydular benim 6. Kitabım fakat ilk romanım. Bu romanda Aile içi sevgisizlik temasını konu edindiğim bir roman. Romanda iki ana karakter var bunlardan biri Deniz. Deniz, İstanbul’da yoksul bir semtte dünyaya gelmiş mücadeleler vermiş bir karakter. Diğer karakter ise Londra’da ve Londra’da nispeten daha yoksul bir semtte dünyaya gelmiş ve o da bir takım zorluklarla mücadele etmek zorunda kalmış bir karakter. Bu iki ana karakter ve onların yanındaki diğer karakterler aslında hırpalanmış çocukları anlatıyor ve bu çocukların yetişkinlik çağlarında ne tür zorluklar çekiyor biraz da onlara projeksiyon tutan bir eser. Kitap konusu itibari ile oldukça sert konuları işliyor. O konuda biraz hırpalayan, yoran bir roman. Aile içi sevgisizlik olarak işlediğim bu romanda şiddet, istismar, özellikle çocuğa ve kadına yönelen şiddeti görüyoruz. Bir nevi bu konuda farkındalık yaratmak isteyen, kadın ve çocukların konusuna kafa yoran, bununla birlikte kentlerin korkunç bir şekilde değişimini, sosyal yapıyı, göçü ele alan bir roman. Geri planda da Türkiye’den ve Dünya’dan önemli ekonomi ve siyasi gelişmeleri hafıza etkisi ile aktarmaya gayret eden bir Roman” dedi.

‘’FAKAT BEN KÜÇÜKKEN YAZAR OLMAK İSTİYORDUM’’
Küçük yaşlardan itibaren yazar olmak istediğini dile getiren Demet Cengiz “Küçükken çok hayal kurarız. Kimi pilot olmak istiyor, doktor olmak bile bazen hayal olabiliyor. Dolayısı ile çocuklar çok şeyler istiyorlar. Fakat ben küçükken yazar olmak istiyordum. Bir de o dönemde cinsiyetçi vurguların çok gündemde olmadığı dönemde bilim adamı deniliyordu ben de adam olmak istiyordum. Yazar olmanın yolunun Gazetecilikten geçtiğini kendi kendime düşündüm. Ancak öyle değilmiş. Çünkü Gazetecilik hep belli kalıplarla, klişelerle yapılan bir meslek. Çünkü sürekli haberle uğraşıyorsunuz ve bunun arasına yaratıcı bir cümle koymayı düşünürseniz bu çok uzun sürer. Bu da sürekli baskıya yetişme baskısı var üzerinizde. Ama Gazetecilik yaparken diğer kitaplarım çıktı. Bir tanesi iş dünyası söyleşileri, denemeler, bir tanesi de anı ve ben yapmak istediğim hep buydu ama yazının içerisinde olmama rağmen buna cesaret edememiştim. En nihayetinde bunu yazdım” dedi.

‘’BİR ÇOCUĞU EN ZORU KENDİ AİLESİNDEN KORUMAK’’
Aile içi şiddet hakkında açıklamalarına devam eden Yazar Demet Cengiz, “Bu romanda bir de sesini Çıkarmayanların sesi olmak istedim. Çünkü bunlar insanların çok rahat konuşabileceği konular değil. Bir kadın evde dayak yiyorsa bunu çok rahat anlatamıyor. O şiddeti yapan değil, ne yazık ki şiddete maruz kalan kişi bundan utanıyor. Bu konu çok hassas ama bir evde bir çocuk hırpalanıyorsa, orada mutlaka önce çiğnenmiş bir kadın olduğunu gördüm. Bu da kadın konusunda çok önemli bir eşik. Güçlü kadın derken bir süper kahramandan bahsetmiyorum ama kadının kendi sınırlarının, bedensel bütünlüğünün kabul edildiği ve saygı gösterildiği, kadının da insan olduğu bir evde onu aşıp da bir çocuğu hırpalayamıyorsunuz. Eğer çocukları korumak istiyorsanız kadınları güçlü kılmak zorundayız. Acı çeken bir çocuk varsa mutlaka ondan önce acı çeken bir kadın oluyor. Bazen kadınlar da bu acının nedeni olabiliyor. Dolayısı ile bu kadın konusu halledilmeden çocuk konusu halledilmiyor. Bir çocuğu dışarıya karşı korumak daha kolay. Biz hep tersini düşünüyoruz ama bir çocuğu en zoru kendi ailesinden korumak” şeklinde konuştu.

Haber: Şahver Banu Çağlak
Editör: Ersan Küçükkuru