Geçtiğimiz hafta ‘Sözleşmeli Besiciliğin Desteklenmesine İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı’ ile hayata geçirilen sözleşmeli besicilik, üreticilere pazar ve fiyat garantisi sağlanacak. Projenin üretici açısından etkisini değerlendiren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Baytekin, “Bir proje yapılırken problemi sağlıklı analiz etmek gerekir. Geçtiğimiz ay içinde hayvan ithalatında kota kaldırıldı. Canlı hayvan tırları memlekette cirit atıyor. Hal böyle iken sözleşmeli besicilik sürdürülebilir olmaktan uzak görünüyor” dedi.

Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Sözleşmeli besicilik sistemi ile besi işletmelerinin atıl kapasitelerinin üretime kazandırılması, kırmızı et üretiminin sürdürülebilirliğinin sağlanması, güçlü tedarik zinciri oluşturulması, verim ve kırsalda istihdamın artırılması, üreticinin girdi tedarikinin önceden planlanması ve sektör için örnek bir model teşkil ettirilmesi amaçlandı. una göre Et ve Süt Kurumu ile 5 yıllık sözleşme yapan yetiştiricilere karkas ağırlığı 201- 250 kg olanlara 2,5 TL/kg 251 - 300 kg olanlara 3,5 TL/kg301 kg ve üzeri olanlara 5 TL/kg, destekleme ödemesi yapılacak. Peki bu çalışma et fiyatlarında rahatlama sağlayacak mı? Üretici bu durumdan kazançlı çıkacak mı? Ayrıntıları alanında uzaman bir isme sorduk.

Yeni projeyi değerlendiren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Baytekin; “Bunu uzun süredir uygulayan iktidar sahipleri hayvancılığın geliştirilmesi, et üretiminin artırılması için Sözleşmeli Besicilik modelini uygulamaya koyuverdi. Daha önce Köye Dön, 300 Koyun gibi çok çeşitli projeler uygulandı ama hiçbiri tutmadı. Bir proje yapılırken problemi sağlıklı analiz etmek gerekir. Geçtiğimiz ay içinde hayvan ithalatında kota kaldırıldı. Canlı hayvan tırları memlekette cirit atıyor. Döviz yükseldiği için maliyetleri arttı ama yine de üreticinin düzenini bozmaya devam ediyor. Hal böyle iken sözleşmeli besicilik sürdürülebilir olmaktan uzak görünüyor. Hayvancılıkta dışa bağımlılık çok yükseldi. Arpa ihraç eden memleket arpa ithal ediyor. Mısır üretimi eskiden beri yetmiyor ve açık ithalatla kapatılıyor. Yine hayvancılığın önemli kalemlerinden olan soya küspesi ithalatla karşılanıyor. Ot ve silaj üretimi hayvan varlığına yetmiyor” dedi.

“HER İKİ DURUMDA DA ETİN KİLOSUNU 130 LİRADAN AŞAĞIYA MAL ETMEK İMKÂNSIZ”
Desteklerin yeterliliğinden de dem vuran Baytekin; “Hayvancılığın temel felsefesi, başka türlü değerlendirilemeyen bitkisel üretim atıkları ve fazlasını, çayır ve meraları ekonomiye kazandırmaktır. Tavukçuluk sektörü gibi girdileri dışarıdan temin edilen bir sistemde kazançlı bir büyükbaş veya küçükbaş hayvancılık yapmak mümkün değildir. Gıda ithal eden bir ülkede ot ve silaj üretimini daha fazla artırma imkânı yoktur. Süt sığırcılığı sektörü maliyetlerin artması, süt fiyatlarının maliyetleri karşılayamaması nedeniyle bir yıldır inek kesiyor. Büyük çiftliklerde hayvan sayısı hızla azalıyor. Yakında et krizi daha önce olduğu gibi başlayacak. İthal hayvan veya karkas ithalatı artacak. Avrupa’da etin kilosu 6 ila 9 avro arasında değişiyor. Kasaplık dana 2000 avrodan aşağı gelmiyor. Her iki durumda da etin kilosunu 130 liradan aşağıya mal etmek imkânsız. İnek kesimleri dana kesim fiyatlarını 100 liranın altına düşürdü. Bu sakat gelişmeleri göremeyen bakanlık yetkilileri sözleşmeli besicilik projesini devreye soktu. Projeyle 250 kg karkasa 2.5 lira, 300 kg karkasa 3.5 lira daha üstüne 5 lira vermek özendirici olmaktan çok uzak” diye değerlendirdi.

“TÜRKİYE’NİN HAYVAN BESLEME KAPASİTESİ HAYVAN BİRİMİ ÜZERİNDEN 11 MİLYONDUR”
Türkiye’de yeterince üretim yapmadığını bunun da sınırları olduğunu saman ot ithal ederek sağlıklı ve sürdürülebilir hayvancılık yapmak risklidir diyen Baytekin; “Diğer taraftan Et-Süt Kurumu ile bütün üreticilerin sözleşme yapması zor. Kaldı ki bu kurumun kapasitesi çok düşük. Memleket hayvancılığının yükünü taşıması imkânsız. Celepleri, kasapları devreden çıkarmak anlamlı değil. Toprak Mahsulleri Ofisi de iki ay önce çiftçinin elinde bir gram buğday kalmayacak demişti. Her yerde kota doldu, ürün yine zahireciye gitti. Sistemin aktörlerini devre dışı bırakan bir uygulama başarılı ve sürdürülebilir olamaz. Üreticiyi kandırmanın bir anlamı yok. Öncelikle memleketin hayvan sayılarını düzeltmek lazım. TÜİK’e göre 6.5 milyon sağmal inek, 22 milyon sağmal koyun, 6 milyon sağmal keçinin olduğu bir ülkede kırmızı et açığının olmaması gerekir. Bu rakamlarla her yıl 4 milyon büyükbaş, 20 milyon küçükbaş hayvan kesilir. Bu da 1.5 milyon ton karkas demektir. Türkiye’nin hayvan besleme kapasitesi 500 kilo canlı ağırlığa sahip hayvan birimi üzerinden 11 milyondur. Bunun üzerindeki rakamları ancak ithal yemle beslemek mümkündür. Ot, saman ve tane yem ithal ederek sağlıklı ve sürdürülebilir hayvancılık yapmak risklidir” dedi.

BAKAN KİRİŞCİ “ÖRNEK BİR ÜRETİM MODELİ”
Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, kırsalın yeniden ayağa kaldırılmasının, kırsalda üretimin canlandırılmasının ve artırılmasının yegane yolunun kırsal kalkınmadan geçtiğini bildirdi. Bunu bir vizyon olarak ortaya koyduklarını vurgulayan Kirişci, birtakım destekler yoluyla bu tür sözleşmeli üretim modellerini cazip hale getirmeyi arzuladıklarını belirtti. Sözleşmeli üretim modelinin, ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin, ihtiyaç miktarı kadar üretilmesine imkan sağlayacağını aktaran Kirişci, "Üretim kaynaklarımızdan en üst seviyede faydalanma irademizi, sürdürülebilirlik ilkesinden taviz vermeden ortaya koymuş durumdayız. Besicilik gibi stratejik önceliği haiz sektörlerimizde gıda güvenliği milli bir meseledir. Gıda güvenliğinin ise tedarik ve ekonomik erişim olmak üzere iki temel ayağı bulunmaktadır." ifadelerini kullandı. Bugün yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile sürdürülebilir besicilik için üreticinin emeğine sahip çıkmak adına sözleşmeli besicilik modelini başlattıklarına dikkati çeken Bakan Kirişci, "Sözleşmeli besicilik örnek bir üretim modelidir. Bu, yerli ve milli üretim ilkesi ile hayata geçirildi. Planlı üretim ile hem besicimiz hem de Türkiye'miz kazanacak" değerlendirmesinde bulunmuştu.

İbrahim Akın KAZANCI




Editör: Ersan Küçükkuru