Çanakkaleli Avukat İkbal Aytaç, son dönemde Afganistan’dan Türkiye’ye göç eden mültecilerin bulunduğu durum hakkında değerlendirmelerde bulundu. Özellikle sosyal medyada tepkiyle karşılanan bu konuyu ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Aytaç, mülteci sadece Türkiye’de değil birçok ülkenin sorunu haline geldiğini söyleyerek, “Mülteci kendi ülkesinde ağır insan hakları ihlaline uğrayan kişilere verilen isimdir ve şu anda mülteci sıfatıyla ülkemize gelen kişilerin çoğunun kendi ülkelerinde büyük insan hakları ihlali uğradığı kesindir. Mültecilerin başka bir ülkeye geçmesinin en büyük sebeplerinden biri de kendi ülkelerinde güvenlik tehdidi ile büyük terör olaylarıyla ve insan hakları ile karşılaşmaları daha fazla yaşayabilecekleri bir ülke olmaması ölüm tehlikesi ile burun buruna kalmaları nedeniyle başka ülkelere göç etmek zorunda kalmalarıdır. Onunda en büyük sebebi kendi hükümetlerinin vatandaşlarını koruyamayacak güvenliğini sağlayamayacağını olan inançlarıdır” şeklinde belirtti.
“TÜRKİYE DÜNYADA EN FAZLA SAYIDA MÜLTECİ EV SAHİPLİĞİ YAPAN ÜLKE”
“Türkiye dünyada en fazla sayıda mülteci ev sahipliği yapan ülke olmayı sürdürmektedir” diyen Avukat Aytaç, “Türkiye’de yaklaşık olarak 3,6 milyon kayıtlı Suriyeli mültecilerin yanı sıra 320 bin kadar diğer uyruklardan kişilere ev sahipliği yapmaktadır 1951 sözleşmesi ve 1967 protokolüne taraftır. Türkiye Bununda önemi Türkiye uluslararası standartlara uygun etkin bir ulusal savunma sistemi inşa edebilmek için yasal ve kurumsal reformlar gerçekleştirmektedir. 2013 Nisan ayında Türkiye’nin ilk sığınma kanunu olan yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun bulunmuş ve 11 Nisan 2014’te yürürlüğe girmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin de belirttiği gibi günümüzde bu yetki insan hakları hukukunun işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya ceza yasağına ilişkin düzenlemeleriyle sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırma kontrollü olması için çok önemlidir. Buna karşılık, Türk sığınma sistemine temel oluşturan düzenlemelerin, idareye, alışılmışın dışında geniş bir takdir yetkisi verdiği ve bu nedenle de uygulamanın büyük ölçüde idarenin kendi iç işleyişini düzenleyen genelgeler ile şekillendiği görülmektedir. Temel hak ve hürriyetler ile bu denli iç içe bir konunun yasal altyapısı olmaksızın idarenin tasarruflarıyla düzenlenmesinin temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören Anayasa’nın 13. maddesi ile ve hatta yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini düzenleyen 7. maddesi ile uyumluluğu oldukça şüphelidir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi de temel hak ve hürriyetlere ilişkin yasal düzenlemelerde Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir unsuru olan hukuk güvenliği ilkesi çerçevesinde hukuk normlarının öngörülebilir olması gerektiğini belirtmektedir. Bu da çok önemlidir” ifadelerini kullandı.
“YASAL BİR BELGEYE SAHİP OLMAYAN KİŞİLERİN SUÇ İŞLEME İHTİMALLERİ AÇIK”
Avukat Aytaç, açıklamasının devamında, “Bir kişinin suç vasfının tanımlanabilmesi için o kişinin herhangi bir ülkeden kaydının olması çok önemli bir kontrolsüzlük yaratır. Burada yine tanımlamak çok önemlidir, uygun belgelere sahip olmadan bir ülkeye giriş yapan veya ülkede kalan bu ülkenin vatandaşı olmayan kişiler. Buna; ülkeye giriş yapmak için yasal belgelere sahip olmamasına rağmen gizlice giriş yapmayı başaran kişiler, sahte belgeler kullanarak ülkeye giriş yapan kişiler, yasal belgelerle giriş yaptıktan sonra, izin verilen süreyi aşarak veya giriş şartlarını ihlal ederek izin almadan ülkede kalan kişiler dahildir. Yasal bir belgeye sahip olmayan kişilerin istedikleri ölçüde suç işleme ihtimalleri ve bunun sayısının kayıtlı olamadığı gerekçesiyle yeterli önlemin alınamayacağı açıktır” dedi.
“KONTROL POLİTİKASI BELİRLEMELİDİR”
“Göçmen; hem maddi ve sosyal durumlarını iyileştirmek hem de kendileri veya ailelerinin gelecekten beklentilerini arttırmak için başka bir ülkeye veya bölgeye göç eden kişi ve aile fertlerini kapsamaktadır” diyen Aytaç, “Esas olarak, ülkesinden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için değil, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle ayrılan kişiler olarak tanımlanabilir. Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam ederlerken, daha iyi bir yaşam standardına kavuşabilmek için, kendi istekleri ile bu yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukların bir kısmı pasaport, vize gibi yasal belgelerle düzenli bir halde yapılırken, bazıları ülkelerin yasal sistemlerine aykırı bir şekilde düzensiz olarak yapılabiliyor. Ancak öncelikle bir kontrol politikası belirlemelidir. Zaten durumları iyileştirmek için göçmen olarak zorunda oluyorlarsa belli kesin burada pozitif ayrımcılık yapılmalıdır” diye belirtti.
“TÜRK VATANDAŞLIKLARI CUMHURBAŞKANI KARARIYLA KAYBETTİRİLEBİLİR”
Vatandaşlık kazananlar ile ilgili ilgili sürecin nasıl devam edeceği yönünde bilgi veren Avukat İkbal Aytaç, “Başka bir hükümetin oluşması sonrasında şu şekilde yasalarla düzenlenmiş bir Türk vatandaşlığından çıkarılma gerçekleştirilebilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 302, 309, 310, 311, 312, 313, 314. ve 315. maddelerinde açıklanan suçlar nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunması sebebi ile kendisine ulaşılamayan vatandaşlar, bu durumun soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde vatandaşlıklarının kaybettirilmesi amacıyla Bakanlığa bildirilir. Bu kişilerin Bakanlık tarafından Resmi Gazetede yapılan yurda dön ilanına rağmen üç ay içinde yurda dönmemeleri durumunda, Türk vatandaşlıkları Cumhurbaşkanı kararıyla kaybettirilebilir. Bu da yasalarla mümkündür. Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunan ve bu görevi bırakmaları kendilerine yurt dışında dış temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirleri tarafından bildirilmesine rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde kendi istekleri ile bu görevi bırakmayan kişiler, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin her türlü hizmetlerinde Cumhurbaşkanının izni bulunmaksızın kendi isteği ile çalışmaya devam eden kişiler, izin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar gibi durumları ile Türk vatandaşlığı kaybettirilebilir” ifadelerini kullandı.
“KONTROLÜN DIŞINDA BİR MÜLTECİ ALIMI MEYDANA GELMİŞTİR”
Son olarak suç oranlarının artması gibi sorunların ortaya çıktığını da söyleyen Avukat Aytaç, şunları söyledi: “Bu ülkemiz açısından ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Suç olaylarının artması kaçınılmazdır çünkü kontrolün dışında bir mülteci alımı meydana gelmiştir. Bunun gibi insan hakları ihlali olan ülkelerden mülteci kabul etmek bir insan hakları sorumluluğudur ancak bir hükümet kendi vatandaşlarının güvenliğini korumak ve onlara huzurlu bir ortam sağlamakla yükümlüdür. Aynı zamanda, eğer ilk önce kendi vatandaşlarının sorumluluğunu alamayıp onların güvenliğini sağlayamıyorsa bir devlet burada mültecilerin kontrolsüz alınmalarında büyük bir yanlış politika izlenmesi söz konusu olmaktadır. Öncelikle bizim ülkemiz Cumhuriyetin ilanı ile demokrasi ile yönetilen bir sisteme sahiptir ve laiklik ilkesi gereğince din ve devlet işleri birbirinde ayrılmıştır. Kayıt dışı İslami grupların oluşması eğer ki kendi ülkelerinde zaten silahlı bir İslami grup olarak yer alıyorlarsa bizim ülkemiz içinde güvenlik sorununu beraberinde getirecektir. Getirmemesi için iyi bir politika kontrollü bir politika olması gerekmektedir.”
Sevi Gözay UĞURLU
Editör: Ersan Küçükkuru