"Avrupa Ortaçağ dönemine gitmeye başladı"
Bugün dünyanın bir çok yerinde sıkıntılar olduğunu hatırlatan Bakan Çavuşoğlu, “Dünya çok değişiyor. Sorunlar da var. Ekonomik krizler var. Ülkeler batıyor. Bankalar batıyor. Çok ciddi problemler var. Göç krizi var. Dış politikası başarılı mı? Hayır, değil. Genişleme politikası başarılı mı? Hayır. Entegrasyon politikası bitti. Kendileri de itiraf ediyorlar. Peki en büyük tehlike ne? Irkçılık ve yabancı düşmanlığı. İslam karşıtlığı, kendisinden olmayan herkese nefretle yaklaşma. Artık bu düşünce eyleme dönüşmeye başladı. Ve fiziki saldırı. Avrupa nereye gidiyor? Avrupa Ortaçağ dönemine gitmeye başladı. Avrupa İkinci Dünya Savaşı öncesine gitmeye başladı. Avrupa'yı hep uyarıyorduk, bu Avrupa'nın gidişi iyi değil. Bu ırkçı adımlara karşı sağlam duralım, Avrupa'nın değerlerini hatırlatalım. Bu değerler İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'yı birleştiren değerlerdir. Ekonomik işbirliği, insan hakları, demokrasi, hukuk gibi değerler. Şu anda Avrupa'da hepsi ayaklar altında. İki yüzlülük had safhada” diye konuştu.
"Bizim iç siyasetimize karışmaya başlarlarsa biz de karışırız"
Bazı Avrupa ülkelerinin, Türkiye’yi haklı bulmasına rağmen açıklamalarında Hollanda’ya destek verdiğine dikkat çeken Bakan Çavuşoğlu, şunları söyledi:
“Avrupa Birliği ve Avrupa ülkelerinin bazıları, telefonda bana, Hollanda'nın yaptığının kabul edilemez olduğunu söylediği halde, açıklamalarında Hollanda'ya destek verdi. Niye? Dayanışma. Ne dayanışması? Batı Avrupa dayanışması, Hristiyan dayanışması. Yanlışı, kim yaparsa eğer standart bir değer varsa ortada ona göre değerlendirme yapacaksın. Bunun Türkiye'de olduğunu düşünün, şu anda tüm dünya ayakta olmaz mıydı? Veya başka bir ülkede olduğunu düşünün, dünya ayakta olmaz mıydı? Rusya'da olsa bütün dünya ayakta olmaz mıydı? Peki Avrupa yapınca biz nasıl meşru oluyoruz? Buna meşru gösterdiğin zaman, ben sana nasıl saygı duyacağım? Yarın sen bana demokrasi konusunda nasıl ders vereceksin? Ben bunu senin yüzüne vurmayacak mıyım? Diyorlar ki ‘Sizin bakan konuşunca sert konuşuyor.’ Daha ne diyeceğim. Yani içimden daha fazla şey söylemek geliyor da, terbiyemiz müsaade etmiyor. Yaptığımız görevin sorumluluğu da var. Tabii Hollanda'dan çok içimizdeki Hollandalıları da görüyoruz. Efendim ‘dış işleri bakanı şöyle dedi, böyle dedi.’ Şimdi Almanya'da bir tane gazeteci bana soru soruyor, 'Sizin ülkenize gelen her turist tutuklanıyormuş, o yüzden gelmeye korkuyoruz.' Ben bunun zırva olduğunu söyledim. Bunun İngilizcesi başka bir kelime. Vay efendim bunu kelime kelime çevirip ondan sonra bakan şöyle dedi. Ben buna zırva demeyeceğim de ne diyeceğim? Bir gazeteci çıkıp, ‘Sizin ülkenize gelen her turist tutuklanıyormuş’ derse ne diyeceğim? Yani bir gazeteci önce dürüst olmalı. Bugün Avrupa'daki gazeteciler dürüst değil. Çünkü onları da yönlendiren siyasetçilerdir, derin devlettir. Bugün Almanya'daki gazetelerin hepsi, yüzde yüzü, bu sistemin kontrolündedir. Bunu bilerek söylüyorum, çok iddialı bir şekilde söylüyorum. Alman arkadaşlarımızla görüştüğümüz zaman onların da yüzüne söylüyorum. Hiç de bir şey söylemiyorlar. Ama işte böyle bir Avrupa'nın kendisini tekrar gözden geçirip, tekrar eski fabrika ayarlarına dönmesi lazım. İkinci Dünya Savaşı sonrası fabrika ayarlarına dönmesi lazım. Çünkü bu Avrupa'nın gidişi felaket. Bu Avrupa'nın gidişi maalesef endişe verici. Avrupa Türkiye'deki referandum konusunda da taraf tutuyor. Gazetelere manşet atıyor, siyasetçileri taraf tutuyor. Neden taraf tutuyorsunuz? Bugüne kadar biz hiç taraf tutmadık. Sen taraf tutarsan biz de taraf tutmaya başlarız. Sen orada yurt dışında yaşayan Türkler etkin olacağını düşünüyorsan hiç kusura bakma ters teper. Ama bizim herhangi bir taraf tutmamız da oradaki Türklerin nasıl oy vereceğini de onlar iyi tahmin eder. Ama biz bunu doğru bulmuyoruz. Bugüne kadar da hiç müdahale etmedik. 15 senedir iktidardayız imasını bile yapmıyoruz. Niye? Başka ülkelerin iç siyasetlerine karışmayı doğru bulmuyoruz. Ama onlar bizim iç siyasetimize karışmaya başlarlarsa biz de karışırız. Yani onların anladığı dilden biz de konuşmasını biliriz. Ama bununla da kalmayız, ama bu doğru bir şey olmaz.”
Editör: Ersan Küçükkuru